Özturan’dan;Atatürk’ün Sinop Ziyereti

Ana Sayfa » Haber » Güncel » Özturan’dan;Atatürk’ün Sinop Ziyereti
Paylaş
Tarih : 20 Eylül 2018 - 13:21

 

 

 

şu

Haber: HAMDİ GÖKÇEN

O gün 21 yaşında olan Sinoplu Hasan Tahsin Özturan,Atatürk’ün Sinop’a harf inkılabı nedeniyle gelişini adım adım izlemiş,daha sonra gördüklerini kaleme aldığı notları muhabiri olduğum”YENİSEN DERGİSİ”nde yayınlamıştIk.                                                                                     

Söz öz konusu anıları gün yüzüne çıkartarak yeniden paylaşıyoruz.                                                                                                                                              

kut

Anlatan: Emekli Maliye Memuru Hasan Tahsin Özturan(1907-1989)

15 Eylül 1928 Cumartesi günü saat 14.00’te eski İzmir Vapuru ile Sinop limanına inildi, park iskelesinden şehre çıkıldı, halk topluluğu arasında aziz milletini şapkası ile sık sık selamlayarak sakin yürüyüşleriyle eski Özel İdare binasında duruldu, hasar olmuş vaziyetteki iş bu bina hakkında malumat aldıktan sonra yapılması emrini verdiler. Yürüyüşe devam edilirken veteriner binasının balkonundan Foto Zeynel Abidin, aşağıdan yukarıya sel gibi akmakta olan tarihi buluşma, kaynaşma hatırasını çekti.

Atatürk maiyeti erkanı ve halk ile hükümletin taş merdivenlerinden çıkıp cümle kapısına dahil olurlarken, hükümletin geniş, çiçekli bahçesini çevirmekte olan duvarın üzerindeki demir parmaklıklardan bir kısmı, üzerine ağırlık verenler tarafından yıkılınca husule gelen gürültüyü hisseden Atatürk, şimşek çakar gibi, o dikkatli bakışlarıyla bir kaza mı oldu diye sorunca bir çocuğun düştüğü arz edildi. Alınan emir üzerine hemen hastaneye sevk edildi.

Atatürk, vali odasına girerken, vali sol tarafındaki makamına buyurun etti ise de Atatürk “Orası size aittir, başkası oturamaz” dedi. İki pencerenin ortasındaki koltuğa oturdu. Biraz sonra hükümletin arka kapısından çıkılarak çok sevdiği aziz milletiyle beraber ortaokulun altındaki geniş odaya girildi ise de odanın sofasında vukua gelen çatırdılar üzerine Atatürk, dışarı çıkalım buyurdular. Koridor da loş olduğu için bahçeye çıkıldı. Ihlamur ve zeytin ağaçları karşısındaki okul duvarına yazı tahtası yaslanıldı, alfabeler dağıtıldı.

Atatürk, yazı tahtasının başında Başöğretmen vasfı ile bazı vatandaşlara isimlerini yazdırmaya heves etti. Kefevi mahallesi halkından Arabacı Bekir Ağa’ya ismini sordu, ümmi olduğunu anlayınca, ismini bizzat tahtaya yazı vermesi üzerine Bekir Ağa, “Bizi şimdiye kadar hiç kimse düşünmemişti. Sayenizde bugünlere kavuştuk paşam” diyerek çok hayırlı dualarda bulundu.

Atatürk bahçenin üst kısmında bulunan kadın topluluğu içinde nazarı dikkatini çeken birisine işaret buyurmaları üzerine, vazifeli polis memuru Ahmet Efendi (Çiftlik köyünden Köseoğlu ailesine mensup) derhal kademeli duvara atlayarak kadını Atatürk’ün huzuruna getirdi. İsmi yazdırıldı, muvaffakiyetle başardı, memnuniyeti mucip olarak yerine döndü.

Atatürk muhtelif şahıslara alfabe okuturken, telkin kelimesini yanlış okuyana nerelisiniz diye sorunca, Beyrutluyum cevabını alması üzerine Atatürk milletine hitaben “Efendiler, görüyorsunuz bizi asırlardan beri cahil bırakan bunların mülak lisanıdır. Hiçbir zaman Türk’ün gırtlağından çıkan sesle Arap’ın gırtlağından çıkan ses bir olmaz” diye izah etti. Hakikaten Türkçe ifadesi bozuk olan mumaileyh Sinop Ortaokulu Fransızca öğretmeni Tevfik Bey idi. Eşi Türk idi ve Ordu köyü öğretmeni Mürşide Hanım’dı.

Lise bahçesinden yola çıkılınca şoför makam otomobilinin kapısın açtı, buyurun etti ise de Atatürk “Milletimle yürümeyi otomobille gitmeye tercih ederim” diyerek yürüdü. Hükmet civarındaki berber Nail Efendi’nin dükkanı önünde duruldu, biraz konuştuktan sonra yürüdü, yakın mesafedeki Hüsnü Gümüş Efendi’nin kıraathanesine girildi, sahibinin sesi gramafon çalınıyordu orada kahve sohbeti yaptılar. Hüsnü Gümüş Atatürk’ün kahve içtiği fincanını yıllarca saklamış. Oradan kalktılar, aynı yol üzerindeki kuyumcu Ahmet Akarsu’nun dükkanı önünde duruldu. Ahmet Efendi ile meşgalesi hakkında konuştular.  Ayrılırken cadde kenarında bulunan birkaç çarşaflı kadınlarla karşılaşınca, hanımlara hitaben “Bu kıyafet bize ecdadımızdan kalmış değildir, zamanla tertip edilmiştir. Binaenaleyh üzerinde yaşadığımız dünyadan yalnız bir erkekler değil, siz hanımlar da haberdar olmalısınız. Gayemiz Türk hanımlığını layık olduğu yüceliğe çıkartmaktır” diye izah ettiler.  Yine yürüdüler. Ali  – Niyazi Efendilerin ticarethanelerinin yanından tersaneye inen yolun sol tarafındaki aralığa döndüler. Fışkıran çeşmesi önünden geçilirken çeşmeden taşan suların kaldırımın üzerinden akmakta olduğunu gördüğünde canı sıkılarak belediye reisini sordular ise de bulunamadığı arz edildi.

Taş merdivenli sokaktan caddeye çıkıldı, kunduracı Tarakcının Mustafa ustanın dükkanı önünde duruldu, vitrinden bir iskarpin istenilip tetkik ettiler. Sahibi Mustafa Usta’ya maliyeti ve hayatından memnun olup olmadığı soruldu, alınan müsbet cevaplardan memnun oldular. Biraz ilerdeki köşe başında durdular, sağ tarafa bakarak Hacı Ömer Efendi’nin camiine yakın mesafedeki üstü kubbeli çeşmeyi sordular. Şehitler Çeşmesi namıyla maruf olduğu arz edildi. Oradan eski Tophane arasına ilerlediler, denize hudut bulunan duvarın üzerine durdular. Cephesini Sinop’a çevirerek “Ne olurdu Sinop’un yarı güzelliği Ankara’da olsa idi. Hükümetimiz zengin olsa da Sinop’u hep yaktırıp yeniden yaptırsak” diye buyurdular. Oradan da ayrılıp postahane önünde durdular. Postahaneye girilen cümle kapısının sağ taraf duvarına dayalı bulunan siyah tahtaya tebeşirle “Ankara Vapuru geliyor” diye yazılmış olduğunu gördüler. Kendisini karşılamak için merdivenlerden inmekte olan posta müdürüne hitaben, tahtada ne yazıyor diye sorduklarında, posta müdürü yanlışlığı fark ederek “Bir memurumuz yazmış bulunuyor, müsaade buyrulursa çağırayım deyince Atatürk sertçe “ne hacet” diyerek yürüdüler. Eski Sümerbank, sonradan Tapu Sicil Muhafızlığı binası olarak kullanılan yere davet edilerek bir müddet istirahat edildikten sonra parkta hazırlanmış olan bölgeye gidilerek oturuldu. Çok samimi hasbihaller yaptılar. Hizmet eden garson Nermin Hanıma nerelisiniz diye sorunca, babam Kürt, annem Türk cevabında bulundu. Canının sıkıldığını ihsas ettiren Atatürk “ne diyorsunuz” deyince, hataya düştüğünü anlayan Nermin “Paşa hazretleri, babam Erzurum’dan küçük yaşta çıkmış, İstanbul’a yerleşmiş” diyerek düzeltmeye çalıştı. Atatürk “Bize nesiniz diye sorduklarına Türküz diye cevap vermeliyiz. Çünkü Kürtlük diye bir millet yoktur buyurdular.

Atatürk, yakınında oturmakta olan imam ve hatip hafız Recep Efendi’ye bira ikram edilmesini teklif edince Hoca Efendi “mü-tadım olmadığı için rahatsız olurum” deyince mazereti kabul edildi. Atatürk söz konusu Hoca Efendi’ye şarabın haram edilmesi kafiyetini sorunca Hoca Efendi yanlış beyanda bulunmuş, bunun üzerine Atatürk “Hoca Efendi yanlış izah ediyorsunuz. Milletimiz uyanmıştır artık, kanmıyor. Ben size Türkçe olarak anlatacağım” dediler ve izah buyurdular. İlaveten “Ben de şarap içmiyorum, çünkü şarap bağ ağrısı yapar” dediler.

Hoca Efendi bir aralık camiye girmek için müsaade istediler. Atatürk “Hoca Efendi, dinimizin ahkamından değil midir ki, misafire hürmet etmek ibadetlerin efdalidir. Bir daha ya gelirim veya gelemem. Siz camiye gitmemekle vazifeniz kalmaz, bir arkadaşınız vekalet eder, siz tahta minareli camiin mi imamı bulunuyorsunuz?” deyince dehalarıyla halkın hayretini mucip oldular. Gene hocaya dönerek “Namaz vakitleri dışında bir meşguliyetiniz var mıdır?” diye sorduklarında, Hoca Efendi “Küçük mikyasta ticaret yapıyorum” dedi. Atatürk, “Çok ala, ben de bu vazifemden ayrılsam o işi yapacağım” dediler. “Hoca Efendi ticari işinizi hangi elbise ile yapıyorsunuz?” dediklerinde de Hoca Efendi üzerindeki elbise ile yapmakta olduğunu söyleyince Atatürk “Dini kisve ile ticaret yapmak riya olur” dediklerinde Hoca “Paşa hazretleri, mübadilim. Mali durumum müsait değildir” dedi. Atatürk “Hoca Efendi, mübadil olduğunuz için müteessir misiniz?” diye sorduklarında  Hoca Efendi “Hayır paşa hazretleri demesi üzerine Atatürk “Hoca Efendi, katiyen müteessir olmayın. Ben de Selanikliyim ama müteessir değilim. Çünkü, ilk vatanımız burası idi. Sonra oraya gittik diye Anadolu ve Rumeli’yi kastettiler ve el birliği ile çalışırsak yine gideriz. Ecdadımız yalnız memleket almaya heves etmişler, yaşayabilmemiz için neler lazım olacağını hiç düşünmemişler. Zamanla komşumuz bulunan devletler kuvvetlendiler, bize buralara sahip olamıyorsunuz, çıkınız dediklerinde verecek cevap bulamadık, çıkmak zorunda kaldık” diye büyük hakikati anlattılar.

Hasbihallerisırasında bir aralık kendisinden makul cevap aldıkları Gerzeli hafız hacı efendiyi  göstererek” işte ben böyle açık fikirli hocaları severim”diye methettiler Teveccühe mazhar olan mumaileyhin Giresun müftülüğüne tayın  edildiğini bilahere anlamış olduk.Ve yine o gün Sinop parkına için gelmiş bulunan şampiyon Atatürk’ün huzuruna çıkarak”Paşam hazretleri Galiçya’da,Anafartalar’da,Çanakkale’de çok büyük zaferler yarattınız.maiyetinizde askerlik yaptım”diye Atayı övdüğü zaman “Atatürk” yüksek tevazuhu ile “zaferlerimizi sizinde gayretinizle kazandık.Nitekim Arnavut kralı Zoka beyin krallığını Türkiye Reisicumhuru olarak tastik etmedim çünkü Zoka bey,şahsi menfaatlerine düşkün,milletini düşünmek istemiyordu.”diye vatan ve milletine aşık olduğunu bir kere daha gösteriyordu.  Sinop’a misafir gelmiş yukarıda bahsedilen Şampiyon vatandaş Atatürk’e”müsaade buyrulursa burada şerefinize icrayı sanat etmek istiyorum”deyince,Atatürk”bugün burada milletçe toplanmış bulunuyoruz,hünerlerinizi başka bir gün yapabilirsiniz.”dediler.Atatürk Sinoptan ayrılmadan evvel Hoca Hafız Recep efendiye bir takım elbise parası olmak üzere 70 lira garson Nermin’e de harçlık olarak 40 lira lütuf bulunmuşlar.Biraz vakit geçtikten sonra limanda beklemekte olan İzmir vapuruna uğurlamışlar,Smsun’a müteveccihen hareket etmişlerdir.

Benim naciz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır.diyen Ulu Önder Atatürk’ün unutulmayacak çok büyük eserleriyle ölümsüzlüğe intikal etmiş bulunduğunu düşünmekle teselli buluyoruz.Kendisine derin minnet ve şükranlarımızı sunarken aziz ruhunun daima şad olmasını Ulu Tanrı’dan diliyoruz.”

Kaynak: YENİSES DERGİSİ